14 Kasım 2010 Pazar

FİNAL

Ben  sinemayı çok severim. Hem mekan olarak sinemaları,hem de filmleri.

Sinemaların  o gizemli karanlık atmosferi, o  sessizlik kokusu  ve  koltukların değişen insanlardan etkilenmeyen kokusu beni içine çeker büyülü bir  koridora  gider gibi. Mekanın içinde olan biraz soğukluk ya klimadan ya iyi ısıtılmamasındandır ama paltoya bürünme veya  yanındakine sokulma kaçınılmazdır.Tabii ya , sinema hiç yalnız çekilmez ,yanında   biri olmalı, sevdiğin biri mutlaka. Frigo ve patlamış mısır zevkleri ,fuayede kalabalığın içinden sıyrılış ve  tanıdık yüzleri arayış veya  kaçış ... Hepsi  sinemanın  tadına doyulmaz  zevkleridir. Bir de film başladı mı  aman  da aman.  Gelecek programlar  hep çekici olurlar. Kesitler hep can alıcı yerlerden seçilmiştir, bir önden bir arkadan ve bir ortadan. Bir şeyler anlamayalım diye belki. Merak duyalım da gelelim filme diye büyük bir olasılıkla.

Filmler küçük sahnelerin  birleşiminden oluşur tıpkı insan hayatı gibi . Kaliteli filmlerde insanların sıkıldıkları  veya  pek hareket veya olay  olmayan hayat parçaları da anlatılır. Ama en çok filmlerin sonunu severim ben. Yok öyle mutlu sonları kastetmiyorum. Film biter, ne olmuşsa olmuştur. Ekran kararır ve alttan yukarı doğru sıralanır isimler. Başrol oyuncularından  - kiminde sahneye giriş sırasından- başlayarak tüm oyuncuların filmdeki adları ve gerçek adları yazar.  İşte orada  kim kimmiş bir kez daha bakarsın.İsimler sıralanmaya devam eder. Dublörler, ses ustaları, film teknisyenleri,  ve katkıda bulunan yüzlerce kişinin adları.  Başından  beri ise harika bir müzik  fonda   eşlik etmektedir yukarı doğru gitmekte olan isimler dalgasına. O filmin ana  teması da olabilir  veya yine  çok çekici bir ezgidir. Öylesine kaptırır ki insan kendini o sırada yazılar durur ve sinema perdesi aşağıya doğru gitmeye başlar. İşte o anda  siz kendinizden geçmiş , akışa kaptırmışsınızdır kendinizi. O zaman aralığında  ne dırdır eden komşunuz, ne bitirmeniz gereken ödeviniz, ne somurtkan amiriniz  ne de bir şeyler bekleyen birileri vardır sizden. Çünkü siz  onların hepsiyle özdeşleşmiş ve bir olmuşsunuzdur, sinema perdesinin üstünde. Onlara ve  tüm insanlığa verdiğiniz hizmetlerin ödülü olabilir mi o an?

 Hep sürsün istersiniz. Hiç bitmesin. Aslında o anda zaman var mıdır bilmezsiniz. Durmuş mudur, işliyor mudur, umurunuzda değildir. Çünkü Siz  zamanın  kendisi olmuşsunuzdur.Ne  filmin bitmesini  beklemeden ayağa kalkan ve mekanı terk etmeye  başlayan insanlar ne de sabırla sizin gibi  oturan ve perdeyle anda bütünleşerek  birliğin tadına varan  diğerlerini görürsünüz. İkincileri görmeniz zaten gerekmez ki. Zaten siz onlarla da bir olmadınız mı?

Işıklar hiç yanmasın , salonun doluluğu önemsiz, ama yeni seans için kimse girmesin, siz hiç kalkmasanız  o koltuktan ve hayat filminin

çoğaltılması gereken  bir anı paketlenip zihin cebinize girsin.

Tek istediğiniz bu  olur.

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder