19 Mayıs 2011 Perşembe

YEMEK VE DÜŞÜNCE

 

Bilge adam karısının eline tutuşturmuş olduğu çıkını almış ve şehrin dışına doğru yola koyulmuş. Birkaç km yol aldıktan sonra yolun kenarındaki km taşlarının birine dayanmış ve dinlenmeye koyulmuş. Öğlen yemeği çıkınını da taşın dibine koyuvermiş.

Bilge adam  biraz nefeslendikten sonra çıkına göz atmış ve onu açıp açmamak arasında tereddüt etmiş.   Zihni dolaşmaya başlamış.  Çıkının içinde ne olduğunu  pek ala biliyormuş. Harika bir salata varmış içinde.  Zihin gözünde  salatayı hayal etmeye başlamış. Sulu , parlak , kırmızı Akdeniz  domateslerini görmüş. Onları nasıl ısıracağını ve  o nefis suyun hiçbir damlasını gömleğine damlatmadığını imgelemiş. Sonra yeşil diri zeytinlerin tadını  hayal etmiş. Onların ağzının içinde nasıl döndüğünü hissedebiliyormuş. Tabii sonra da  zeytin  çekirdeğini  çevresinde uçan sivrisineklere doğru attığını da imgelemiş. Daha sonra aklına kırmızı soğanların  salataya kattığı tat ve rahatlatıcı yumuşaklıktaki  salatalıkların enfes tadı zihninde dolaşmış. Bütün bunların üstünde ise nefis bir kuzu sütünden yapılmış peynirin tadı ve hepsinin birlikte oluşturduğu tadına  doyulmaz his ağzının sularını akıtmaz mı insanın.

Daha zamanı olmamasına rağmen öğlen yemeğini yemek üzere eğilmiş tam çıkınını açacakken yanına bir adam yaklaşmış. Bilge adam  bu yabancıyı selamlamış.

 

 

Yabancı da onu  selamlamış ve  bilge adama sormuş:

--Selamlar arkadaşım büyük  şehre giden yol bu mudur?

Bilge adam: --Evet dümdüz  gidersen şehre varırsın , yanlış  gitmen mümkün değil. 

Yabancı sormuş:-söylesene bana  şehirdeki insanlar nasıl insanlardır?

Bilge adam:--sen bana nereden geldiğini söyle ben de sana şehirdeki insanlar hakkında bir şeyler söyleyeyim

--Ben Argos’tan geliyorum ,  sana  söylemekten de büyük mutluluk duyuyorum, Argostaki insanlar bulabileceğin en dostane, en mutlu, en cömert insanlardır

bilge adam:  ben de  sana  mutlulukla söyleyebilirim ki büyük şehirdeki insanlar da aynen sizinkiler gibidir.

 

Yolcu yoluna devam etmiş  ve bilge adam  iyiliğin ve güzel insanlığın verdiği mutluluğu kutlamaya can atmış.  Çıkınında bulunan  sıvıyı düşünmüş. Şimdi o  şarabı içmek istemiş  ve ona uzanmış. Ama duraksamış.  Ülkesinin taptaze  üzümlerinden yapılan bu şarabın tadını ağzında hissetmiş. Birkaç yudumu dilinin yardımıyla ağzının içinde dolandırmış ve serinliği  duyumsamış.

 

 

 

 

Biraz sonra yanına bir yabancı yaklaşmış ve ona sormuş:

--Büyük şehre giden yol bu mudur?

--Evet  dümdüz gidersen büyük şehre varırsın, yanılman mümkün değil.

Yabancı bilge adama sormuş

:-- söylesene bana, büyük şehrin insanları nasıl insanlardır?

,Bilge adam  ona  demiş ki:

--Önce sen bana nereden geldiğini ve  sizin oradaki insanların  nasıl insanlar olduklarını söyle ben de  sana büyük şehirdeki insanları anlatayım.

--Ben Argos’tan geliyorum. Sana  söylediğim  için çok üzgünüm ama bizim oranın insanları en cimri, en dostluktan uzak, ve hiçbir zaman  karşılaşmak istemeyeceğin insanlardır.

Bilge adam yabancıya dönmüş:

Ben de sana söylediğim için çok üzgünüm arkadaşım, büyük şehrin insanları da  tam senin söylediğin gibidir.

 

Fuat Yalçın

Competitive Leadership; People speak about it,  we contribute  to it

 

Eriksson & Associates İstanbul
Veko Giz Plaza Meydan Sk.
No:3 K:14 Maslak 34398
T: +90/212.355.89.60
M:+90/533.347.09.97
F: +90/212.355.89.51
www.eriksson-tr.com

 

http://liderlikekibi.blogspot.com/

 

 

 

 

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder