Bilge adam karısının eline tutuşturmuş olduğu çıkını almış ve şehrin dışına doğru yola koyulmuş. Birkaç km yol aldıktan sonra yolun kenarındaki km taşlarının birine dayanmış ve dinlenmeye koyulmuş. Öğlen yemeği çıkınını da taşın dibine koyuvermiş.
Bilge adam biraz nefeslendikten sonra çıkına göz atmış ve onu açıp açmamak arasında tereddüt etmiş. Zihni dolaşmaya başlamış. Çıkının içinde ne olduğunu pek ala biliyormuş. Harika bir salata varmış içinde. Zihin gözünde salatayı hayal etmeye başlamış. Sulu , parlak , kırmızı Akdeniz domateslerini görmüş. Onları nasıl ısıracağını ve o nefis suyun hiçbir damlasını gömleğine damlatmadığını imgelemiş. Sonra yeşil diri zeytinlerin tadını hayal etmiş. Onların ağzının içinde nasıl döndüğünü hissedebiliyormuş. Tabii sonra da zeytin çekirdeğini çevresinde uçan sivrisineklere doğru attığını da imgelemiş. Daha sonra aklına kırmızı soğanların salataya kattığı tat ve rahatlatıcı yumuşaklıktaki salatalıkların enfes tadı zihninde dolaşmış. Bütün bunların üstünde ise nefis bir kuzu sütünden yapılmış peynirin tadı ve hepsinin birlikte oluşturduğu tadına doyulmaz his ağzının sularını akıtmaz mı insanın.
Daha zamanı olmamasına rağmen öğlen yemeğini yemek üzere eğilmiş tam çıkınını açacakken yanına bir adam yaklaşmış. Bilge adam bu yabancıyı selamlamış.
Yabancı da onu selamlamış ve bilge adama sormuş:
--Selamlar arkadaşım büyük şehre giden yol bu mudur?
Bilge adam: --Evet dümdüz gidersen şehre varırsın , yanlış gitmen mümkün değil.
Yabancı sormuş:-söylesene bana şehirdeki insanlar nasıl insanlardır?
Bilge adam:--sen bana nereden geldiğini söyle ben de sana şehirdeki insanlar hakkında bir şeyler söyleyeyim
--Ben Argos’tan geliyorum , sana söylemekten de büyük mutluluk duyuyorum, Argostaki insanlar bulabileceğin en dostane, en mutlu, en cömert insanlardır
bilge adam: ben de sana mutlulukla söyleyebilirim ki büyük şehirdeki insanlar da aynen sizinkiler gibidir.
Yolcu yoluna devam etmiş ve bilge adam iyiliğin ve güzel insanlığın verdiği mutluluğu kutlamaya can atmış. Çıkınında bulunan sıvıyı düşünmüş. Şimdi o şarabı içmek istemiş ve ona uzanmış. Ama duraksamış. Ülkesinin taptaze üzümlerinden yapılan bu şarabın tadını ağzında hissetmiş. Birkaç yudumu dilinin yardımıyla ağzının içinde dolandırmış ve serinliği duyumsamış.
Biraz sonra yanına bir yabancı yaklaşmış ve ona sormuş:
--Büyük şehre giden yol bu mudur?
--Evet dümdüz gidersen büyük şehre varırsın, yanılman mümkün değil.
Yabancı bilge adama sormuş
:-- söylesene bana, büyük şehrin insanları nasıl insanlardır?
,Bilge adam ona demiş ki:
--Önce sen bana nereden geldiğini ve sizin oradaki insanların nasıl insanlar olduklarını söyle ben de sana büyük şehirdeki insanları anlatayım.
--Ben Argos’tan geliyorum. Sana söylediğim için çok üzgünüm ama bizim oranın insanları en cimri, en dostluktan uzak, ve hiçbir zaman karşılaşmak istemeyeceğin insanlardır.
Bilge adam yabancıya dönmüş:
Ben de sana söylediğim için çok üzgünüm arkadaşım, büyük şehrin insanları da tam senin söylediğin gibidir.
Fuat Yalçın
Competitive Leadership; People speak about it, we contribute to it
Eriksson & Associates İstanbul
Veko Giz Plaza Meydan Sk.
No:3 K:14 Maslak 34398
T: +90/212.355.89.60
M:+90/533.347.09.97
F: +90/212.355.89.51
www.eriksson-tr.com
http://liderlikekibi.blogspot.com/
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder